11868897_10153296748343192_1635780049_n

Türkiye’de haute couture gecelik, iç giyim denildiğinde ilk akla gelen isim İpek Kıramer. “Hayat benim için güzel bir macera” diyor, önüne ne çıksa acısıyla, tatlısıyla sonuna kadar yaşıyor. Oturup yazsa hikayesinden roman da olur film de.

İpek, ipek saten, ipek şifon, İpek Kıramer. İnsanın hayatına yön veren bir materyalle aynı isme sahip olması ne ilginç değil mi? “O dönemler için oldukça absürd sayılan adımı babam koymuş” diyor: “Beni çok mu yumuşak gördü doğduğumda bilmiyorum. Fakat gerçekten de insanın hayatında bazı isimlerin kelimelerin özel yeri var.”

Röportaj yapmak için evine gittiğimde beni, üzerinde 25 yıl önce Yıldırım Mayruk’un kendisi için hazırladığı siyah elbiseyle karşılıyor. Belinde minik fiyonklar, boynunda inci kolye. Başına da parıltılı kraliçe tacını takıyor kahkaha atarak; “geceliklerin kraliçesiyim ya!” Birkaç hafta önce tam 70 yaşına bastığına inanmak zor, hani dopdolu geçen hayatının hikayesini dinlemesem…

“Vuslat Hanım’ın güzel ve Snob kızı”

Ankara’da, baba tarafı Girit göçmeni, anne tarafı ise İstanbullu bir ailenin çocuğu olarak doğup büyüyor İpek Kumbaracıbaşı. İsmini babası koymuş, yaşamını şekillendiren işine adım atışına ise ilk hatıraları sebep olmuş. Evde Vogue Paris’i okuyan, geceliklerini, iç çamaşırlarını yurtdışından getirten bir anne modeli var. “Altı-yedi yaşındayken bile en sevdiğim şey annemin dergilerine bakmaktı” diye anlatıyor o günleri. “Annem çok güzel, çok feminen ve her şeyin üstesinden gelebilen bir kadındı. Öyle bir annenin evladı olarak büyümüş olmam bana çok şey kattı.”

Hayatının aşklarından biri olarak gördüğü, bayrağını taşımaktan gurur duyduğu TED Ankara Koleji’nde okuyor. Bakmayın, şimdi çevresinde çok iyi bir aşçı olarak biliniyor ama o zamanlar mutfağa bile sokulmayan, el bebek, gül bebek bir kız. “Hayat benim için daima güzel bir macera. O macera bana ne getiriyorsa onu yaşamak hoşuma gider” diyor. O güne dek yaşadığı en büyük macerası , 16 yaşındayken, ilk eşi Yüksel Menderes ile tanışmasıyla başlıyor. Aralarında 16 yaş varmış çiftin. Kimseleri beğenmeyen Yüksel Menderes hep duyarmış; “Vuslat Hanım’ın kızı çok güzel.” Kumbaracıbaşı ailesinin evinde verilen poker davetine gittiğinde gördüğü genç kız için “güzel ama çok snob” diyor sonraları. Kısa süre sonra da o güzel ama snob kızla evleniyor, 1963’te ilk çocukları Işık doğuyor. Biraz yaş farkından, biraz da Yüksel Bey’in zor karakterinden ötürü “yıpratıcı” oluyor bu evlilik genç kadın için. İkinci kızları Lale de 1968 yılında dünyaya beyin retardasyonu sorunuyla gelince başa çıkılması gereken sorunların sayısı artıyor. “Lale’nin doğumundan başlayarak bu yaşına, bugünkü yaşamına gelmesi ikimizle ilgili ayrı bir roman olabilir. Ben o yaşlarda retardasyon diye bir hastalığın varlığından bile habersizken bu durum gelip benim hayatıma girdi. Her şeyden önce kendim adapte olmalıydım çünkü çocuk hiçbir şeyin farkında değildi. Bilhassa bu tip çocuklar için dünyanın en büyük ilacının sevgi ve şefkat olduğunu öğrendim, eğitim sevgiden sonra gelen bir şey.” Lale Menderes, annesiyle birlikte yaşayan, harika resimler yapan bir kadın şimdi. Para, yalan, kötülük gibi kavramlardan haberi olmayan, kanatsız bir melek.

Kötü bir rüyaya uyanmak

Ülke tarihine damga vuran bir ailenin içine girmek kolay değil. Yüksel Menderes 1961’de idam eski başbakan Adnan Menderes’in oğlu. “Adnan Bey çok kahraman, vizyonu çok geniş bir kişilikti. Türkiye için büyük bir şans olan bu adamın hayatının o şekilde sona ermesi çok büyük şanssızlıktı.” İpek Kıramer, o oğluyla nişanlandığında çoktan hayata veda etmiş olan, hiç görmediği ilk kayınpederi için böyle diyor. ” Ben bir tarihçi veya politikacı değilim, bugüne yansıyan hangi yanlışları yaptı bilemem. Ama o adamın önünü kesmek istediler. Bunu biliyorum.”

Beş buçuk yıl süren ilk evliliği bittiğinde ise, kendisinden 22 yaş büyük olan ikinci eşiyle evlenip, yeni kocasının da çocuklarıyla birlikte dört çocuğa annelik yapmaya başlıyor.

8 Mart 1972’de gördüğü bir kabus ve hemen ardından aldığı haber ise bu film gibi hayatının en vurucu sahnelerinden biri olarak yerini almış. Rüyasında kendini bir morgda gören İpek Kıramer, gerçek hayatta ev kapısının çalışına uyanıyor. Karşısında Günaydın gazetesi muhabiri Ertuğrul Akbay var. Haber kötü. 41 yaşındaki Yüksel Menderes, iki yıl önce boşandığı eşi İpek’in mektuplarını salona yaymış, kendisi de “Yıllar önce beni seven, benim de sevdiğim eşsiz sevgilim… İpeğim… Canım İpeğim… Sana bazı günlerimizin hatırası olarak benden kalan biçare buseyi bırakırım(…) Ne olur eşsiz sevgilim, aşkımızın eseri olan çocuklarımızı sen kabullen. (…) Seni sevdim. Yanından uzak olsam da yine sana yakınım. Gerisi boş. Bir an için var, sonra yokuz. Ne olur kabir acımı paylaş. Seni severek sana veda ederim” yazıp nikah fotoğraflarının bulunduğu mavi kapaklı albümü başucuna koyarak intihar ediyor. Bugün “hala dostumdur, çocukları çocuklarımdır, kendisi ailemizin en önemli ferdi olarak kalmıştır.” Sözleriyle bahsettiği ikinci eşiyle evliliği ise sekiz sene sürüyor genç kadının. “Kendi hayatımı şekillendirmek istedim ve bu kararla boşandım.” Hayatına girip çıkan herkese rağmen bir şeyleri tek başına başarmak onun için çok önemli. “Bir gün yolda yürüyordum, insanla öyle saygıyla selam verdiler ki, kendi kendime ‘aferin sana, insanlar sana birilerinin karısı olduğun için değil, sen olduğun için saygı duydular hep2 dedim” sözleriyle beni gülümsetiyor. Karşımda benden 40 yaş büyük biri var, ama sohbetin her anında arkadaşımmış gibi hissediyorum. Şimdilerde duyduğumuz “ticari” evliliklere biraz dokundurarak ; “Biz eskiden böyle şeyler bilmiyorduk. Bunlar çok ayıp, kadınlığa yakışmayan şeyler. Aşk ortalarda yok, filancanın karısı olmak gibi menfaatler var sadece ” diyor. “Hiçbir talebim olmadı insanlardan. Kadınlar mutlu olmak istiyorlarsa bir de bu yolu denesinler. Belki biraz zor ama sonunda ışık var. Kendin olarak girip kendin olarak çıkıyorsun.

En önemli markası kendisi

70’lerin sonuna gelindiğinde artık yeni hayatın tohumlarını atma dönemi de başlıyor. Türkiye’nin en ünlü kuaförlerinden Erdem Kıramer’le evleniyor, ancak o güne dek yaşadığı tüm zorluklar iki yıl süren ağır bir depresyonu da peşine takıyor tasarımcının. Depresyonun ilacı o zamanlar B vitamini. Yaşadıkları bir türlü geçmiyor. Çünkü u güçlü karaktere hayata tutunmak için yeni sebepler de lazım. 1977’de üçüncü çocuğu Emre geliyor dünyaya. İpek Kıramer markası ise 1979’da kuruluyor.

Aynı apartmanda yaşadığı dostları “sen iç giyimi çok seviyorsun, bu işi yapabilirsin” diye fikir vermişler Kıramer’e. Fakat “İpek şımarıktır, hevesini alınca bu işi bırakır” diyenler de olmuş. Ne istikrarlı şımarıklıkmış ki, bugün 35 yılını devirdi. İlk mağazasını Abdi İpekçi Caddesi’nde açtığında Türkiye’de olmayanı denemeyi arzu etmiş tasarımcı. Paris’e gidip yüzlerce gecelik dener, prova kabinlerinde gecelikleri en ince dikiş detaylarına kadar incelermiş. Kolejdeyken şiirler okuyan, tiyatroda başrol alan artistik yetenekler bu şekilde oluşturuyor kariyerini: Şıklıkla dolu bir fantezi dünyası inşa ederek.

İşiyle ilgili bir gün bile tutacak mı, tutmayacak mı gibi endişeler duymamış. “Bu benim işim değil, kocaman oyuncağımdı. İlk ürünlerim de bugünkünden farklı şeyler değildi.” Bir dönem mağaza sayısı Konya, Bursa ve Gaziantep’le birlikte beşe çıkan İpek Kıramer, zaman zaman Türkiye’nin geçirdiği ekonomik kriz dönemlerinde zorluklar yaşasa da markasını hep ayakta tutmayı başardı. “Bu iş zor, çünkü nihayetinde satılan iç giyimdi. Gösterisi olmayan, alkışı toplayamayan, sadece kişiye özel kalan, saklanan bir ürün çeşidi. Erkekler hala utanıyorlar mağazaya geldiklerinde.”

Yıllar içinde işiyle ilgili ne gibi değişiklikler gözlemlediğini soruyorum Kıramer’e. En başta kadınların doğum sonrası fotoğraf çektirmeye başlamalarını sayıyor. “Fotoğraflarda görülecek diye lohusa geceliklerinin, sabahlıklarının önemi arttı. Bir de tabii Dolce&Gabbana gibi tasarımcıların iç giyim parçalarını dışa taşımasını söyleyebilirim. İç giyim bir şov belki ama mahrem bir şov. Bu iş öyle bir şey ki kadının kendini sevmesiyle başlar. Kadın kendi varlığının farkına varırsa, o bilinçle yaşar ve bunu içinden başlayan bir şıklıkla sonuna kadar kullanır. Kadın, erkeğin kendisini kullanmasına, aldığı pahalı hediyelerle kendi varlığını yanındaki kadın üzerinden göstermesine izin vermemeli. Orta ve ortanın üstünde gelir seviyesine sahip kadınlar bir şeylerden fedakarlık ederek geceliğin, sabahlığın, parfümün en iyisini almalı kendine. Bunlar insana özgüven verir. Şuradan yürüdüğün zaman ” o geçti” demeli insanlar.” Sahiden de giyimiyle, hatta yıllardır değiştirmediği kısacık, sarı saçlarıyla bile bir imzası var onun. Markasını bugünlere getiren en önemli etkenlerden biri de bu zaten. Onun promosyonu yıllarca kendisi oldu aslında. Belki de mağazasına ilk önce İpek Kıramer gibi olmak isteyen, onun yaptıklarının , sunduklarının doğru olduğuna inanan kadınlar koştu. Tabii “müşteri velinimettir” sözüne duyduğu inanç da var. Özel siparişler üzerinde çalışırken bir kez bile teslim tarihini geciktirmemiş. Akmerkez’deki meşhur mağazası bir süre önce kapandı ama Etiler’deki atölyesinde satış yapmaya devam ediyor. Bir de hepsinden önemlisi, markasıyla ilgili en büyük milatlardan biri olarak gördüğü online mağazası var. İpek Kıramer’in birbirinden güzel geceliklerini, sabahlıklarını, iç çamaşırlarını, pijamalarını artık internetten almak mümkün. “Etrafımızdaki mucizelerin farkına varmalıyız. Yaşamı heyecanlı hale getiren hayallerimiz. O hayallerin peşinden gidersen bak ne büyük senarist olursun hayatta” diyerek hep geleceğe bakan bir kadından başka ne beklenirdi zaten?

Vogue Mayıs 2015 274-277
Yazı Ayşim Özgür Fotoğraf Cem Talu